Şöhret Doğruyol Sağbaş: Yazmak için büyümeyi beklemesinler

Yazar ve öğretmen Şöhret Doğruyol Sağbaş ile son kitabı Satranç Apartmanı hakkında konuştuk…

Eğitimci olmayı bir yaşam biçimine dönüştüren, merkezine sevgiyi, ama önce öğrencilerine duyduğu sevgiyi alan yazar ve öğretmen Şöhret Doğruyol Sağbaş, yazarlığı konusunda da adeta eğitimci kimliğinden besleniyor. Satranç Apartmanı üzerine başlayan söyleşimiz hep bu çerçeve etrafında gelişti. Çünkü öğrencileri dünyasının en özel parçaları. Keyifli söyleşimizi okumaya, kitabın şarkısını dinlemeye hazır mısınız?

Röportaj: Ada Aras

İŞİN ÖZETİ, SEVGİ OLMADAN HİÇBİR ŞEY OLMUYOR

Yazar kimliğinizin, öğretmen kimliğinizden beslendiğini düşünüyorum. Dolayısıyla kitaplarınızı kaleme alırken, bir eğitimci olmanın ne tür faydalarını gördünüz?

Bu soruyu öykü kitabı yazarı olarak değil de çocuk romanı yazarı olarak cevaplayayım. Onlar olmasa ben asla yazamazdım. Onlar kim mi? Hayatımdan geçen yüzlerce öğrencim… Onları daha iyi anlayabilmek için çaba sarf etmesem, çok daha farklı eserler ortaya çıkardı eminim. Hatta belki ortada eser dahi olmazdı. Çocuklarla hatta her türden canlıyla empati kurmayı, hayatım boyunca çok önemsemiş ve her seferinde de abarttığımı fark etmişimdir. Empatiyi yoğun dozda kurmayı, yıllarca hep bir kusur olarak, yani benim zayıf noktam olarak gördüm. Ta ki ilk çocuk kitabım Ütopyaya Yolculuk, okurlarıyla buluşana kadar.

Peki yazarken nasıl ilerliyorsunuz ?

Belki bilerek belki bilmeyerek çocuklarda olumlu davranış değişikliği yaratacak ögeleri de metinlerin içine harmanlayarak kurguluyorum romanlarımı.  Eğitimci olmayı, yaşam biçimi olarak görmüşümdür hep. Maalesef her öğretmen eğitimci olmayabiliyor. “Öğreten” olarak kalmayı tercih edebiliyor. Gerçek anlamda bir öğretmen, çocuğa şekil verebilmeli, uzun vadede çocuğa dokunabilmeli. Derslere girmek dışında teneffüslerde de çocuklara bir şeyler katma çabalarım, yıllarca çoğu kişi tarafından tuhaf bakışlarla karşılanmış olsa da beni ben yapan, hatta kitaplarımı okunur kılan şey, belki de asıl burada saklı. İşin özeti, sevgi olmadan hiçbir şey olmuyor. Olsa da eksik ya da yavan kalıyor.

Okurlarınız, sizi başarılı bir öğretmen ve yazar olarak görüp örnek alıyorlar. Dolayısıyla bir şeyler yazmak isteyen ve bu alana yönelmeyi düşünen genç okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

Yazmak için büyümeyi asla beklemesinler. Yazarak kendini ifade etmek, bu işin ilk adımı… Şiir, günlük, deneme, fabl, hatta kısa öyküler yazabilirler. Yazarak idman yapmış olacak ve yazı dillerindeki ilerlemeyi ve değişimi kolaylıkla fark edebilecekler. Ve tabii okumak… İyi yazılmış kitapları okumak, olmazsa olmazları olmalı. İnsanları, hayvanları, bitkileri kısacası çevreyi gözlemlemek, her canlıyla empati kurabilme oyunları oynamak ve hepsinden önemlisi hayal gücünü beslemek… Bol bol hayal kurmanın yanında çizgi film ya da animasyon filmler izlemelerini de öneririm.  Böylelikle hayatın monoton gerçekliğine kapılmadan hayal güçlerini de besleyebilecekler. Fakat kitap bastırmak için acele etmemelerini öneririm. Bardak önce dolmalı, ardından taşmalı. “Keşke” dememek için önce karakterin ve fikirlerin olgunlaşması beklenmeli;  dilbilgisi eğitimini tamamlamak da unutulmamalı tabii.

ÜTOPYAYA YOLCULUK SERİSİNİN ÜÇÜNCÜ KİTABIYLA BİRLİKTE ÇOCUK VE GENÇ OKURUMU HARİKA BİR ŞARKI DA BEKLİYOR

Notalar Apartmanı ve Satranç Apartmanı kitaplarınız için şarkılar da yaptınız. Çocuk romanlarınızda da zaman zaman karakterlerinize yazdırdığınız ufak tefek şarkı sözleri çıkıyor karşımıza. Bunları da şarkıya dönüştürmeyi hiç düşünmediniz mi?

Aslında hep içimde olan bir istekti, fakat gençler için şarkı yapmak biraz daha zor geliyordu sanırım bana. Ama bir gün mesaj kutuma bir mesaj düştü. İşini aşkla yapan ve kitaplarımı da severek takip eden bir müzik öğretmeni -Dilara Baykal- sanki içine doğmuşçasına irtibat kurdu benimle. Kitap şarkılarıma seve seve destek olabileceğini iletti bana. Ve sonuç beklediğimin çok üstünde oldu. Ütopyaya Yolculuk serisinin üçüncü kitabıyla birlikte çocuk ve genç okurumu harika bir şarkı da bekliyor.    

Bir yazar için en büyük gurur, okurlarından aldığı olumlu eleştirilerdir sanıyorum ki. Sizin okur kitlenizin yaş ortalamasını göz önünde bulundurarak, oldukça filtresiz bir şekilde beğeni ve hoşnutsuzluklarını dile getiren bir okur profili… Peki, siz minik okurlarınızdan nasıl tepkiler alıyorsunuz

Açık konuşayım, başlangıçta yani ilk kitabım Ütopyaya Yolculuk çıktığında ilk birkaç ay böyle çekincelerim vardı. İnsan bazen kendine karşı objektif olamayabiliyor. Acabalarım vardı. Yazdıklarımdan hoşnut olsam da “Ya sadece bana öyle geliyorsa!” diye kafamda tilkiler gezmedi değil.

Bu konuda bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?

Hiç unutmuyorum ilk yorum, o yıllarda dördüncü sınıfları okutan bir öğretmen arkadaşımdan -Dilek Günay’dan- geldi. Öğrencisinin dersteyken sırasının altından gizli gizli kitabımı okuduğunu söylemişti. Minik öğrencinin ders sırasında yaptığı ufak kaçamağı anlatan bu cümle ile dünyalar benim olmuştu. İlkler gerçekten de unutulmuyor. Bir süre sonra sosyal medya mesajları gelmeye başladı. Farklı farklı illerden, farklı yaş gruplarındaki çocuklardan, öğretmenlerden, ebeveynlerden gelen mesajlar… Hepsinin de ortak noktası “Kitap okumayı sizin kitabınız sayesinde sevdi,” şeklindeki cümlelerdi.  Bundan daha güzel bir mutluluk olamaz. O dönütler olmasa diğer kitaplarım da eminim ki olmazdı. Okur geri bildirimleri, o kadar değerli ki…

Peki olumsuz bir eleştiri aldınız mı? Onun anısını da anlatır mısınız?

Evet aldım. Onu asla unutamam. Kocaeli’de bir okul söyleşisinde ucu bucağı görünmeyen imza kuyruğunda, birinci sınıf öğrencisi aşırı tatlı bir kız öğrenci, sıradakileri bekletmemek için hızlıca attığım imzamı beğenmemişti. Kitaba bakıp suratını ekşiterek “Bu ne biçim imza böyle!” diye kurduğu cümleyi asla unutamam. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir