Röportaj: Hazan Hayaloğlu ”Ben babamın kızıyım”

Röportaj: Damla Karakuş

 “Merhaba Nalan, merhaba Hazan!” diyerek başlamak geldi içimden. Sizi daha yakından tanımak adına, Hazan Hayaloğlu kendi gözünden kimdir?

Ben babamın kızıyım. Beni ve babamı biraz tanıyanlar hemen bu şekilde tanımlar beni. Karakterimde, huylarımda, hayata bakış şeklimde babamdan çok etkilendim. Onun gibi bir şair, edebiyatçı, besteci olamasam da onun sayesinde benim de hayatımda edebiyat ve sanatın büyük yeri oldu hep fakat meslek olarak ben İngilizce öğretmenliğini seçtim.

Babanız Yusuf Hayaloğlu ve Ahmet Kaya hakkında sormak istediklerim var elbet. Sizi bulup da sormadan geçemeyeceğimiz, şimdi hepimize bir romanın sayfaları gibi gelecek hikâyeler… Öncelikle böyle bir ailede olmanın size hissettirdiklerini dinlemek isterim. Bunu bir şans olarak görüyor musunuz?

Tabi ki bundan büyük bir şans olabilir mi? Her ne kadar çocuk aklımla ayırdına o zamanlar varamasam da geriye baktığımda gerçekten çok özel bir ailede doğduğumu görüyorum. Sıradan bir çocukluğum olmadı. 80 darbesi olduğunda 6 yaşındaydım hayal mayel Taksim’deki evimizde o zorlu dönemi hatırlıyorum. Aile olarak siyasi sebeplerle darbe atmosferini bütün kasvetiyle hissettik ve bu dönemde çok yara aldık, çok bedel ödedik. Sonrasında Ahmet Kaya ile tanışmamız ve beraberinde gelen yakından tanıklık ettiğim muazzam bir üretim süreci var. Düşünsenize okuldan eve gelmişsiniz, odadan saz sesi geliyor içeri giriyorsunuz Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu ‘Hani Benim Gençliğim’ şarkısının bestesini yeni tamamlamışlar ve nasıl olmuş diye size dinletiyorlar. Bundan daha anlamlı bir anı olabilir mi?

Edebiyat, şiir, müzik aile hayatınızın merkezinde olması sebebiyle size nasıl bir yol haritası çizdi?

Babam sanatın her dalıyla ilgilenen ve okumayı çok seven biriydi. Sanırım okuma alışkanlığımı ve müzik, edebiyat zevkimi büyük ölçüde babama borçluyum. Boş geçirdiği tek bir an bile olmazdı durmadan bir şeyler üretirdi, üretmediği zamanlarda da bilirdim ki aklından hep yazacağı şiirler besteler geçerdi. Bir çocuk olarak bunun benim üzerimde tabi ki büyük tesiri oldu. Birbirimizle dinlediğimiz müzikleri paylaşır edebiyat konusunda harika sohbetler ederdik. Kendisi aynı zamanda çok özgürlükçü bir babaydı. Yapmak istediğim her şeyle ilgili bana destek olurdu, akıl verirdi. Onun öngörüleri hiçbir zaman yanılmadı, olayları çok doğru tahlil edebilen vizyonu çok geniş bir insandı.  

Yusuf Hayaloğlu’nun kızı olmak desem tek cümle ile ne dersiniz?

Büyük bir hazine ve sorumluluk derdim.

1985 yılında babanızla Ahmet Kaya’nın tanışma hikâyesi çok ilginç. Bu hikâyeyi sizin anlatımınızdan da dinleyebilir miyiz?

Bu hikayeyi babam defalarca kendi programlarında röportajlarında anlattı. O yüzden benim 11 yaşındayken hatırladıklarım ve babamın anlattıkları birbirine geçti diyebilirim. Fakat şunu çok net hatırlıyorum; İstinye’deki evimizde Ahmet Amca’nın eve ilk girişini hiç unutamam. Gri bir kazak giymişti, bir çocuk gibi içten ve sevecen gülüyordu ve enerjisi bütün odayı doldurmuştu birden. Sonra sazı eline alıp çalmaya başladığında muhteşem sesi karşısında tüylerim diken diken olmuştu. O zamana kadar ona karşı soğuk olan babaannemi bile sesiyle yumuşatmıştı.

Ahmet Kaya, sizce babanızın hayatının neresindeydi?

Babam ve Ahmet Kaya çok iyi bir dostluğun ötesinde üretim ortaklığının getirdiği farklı bir boyutta buluştular. Aynı kültürden aynı yaşayışlardan gelmişlerdi çoğu zaman aynı şeyi düşünür, aynı şeyi hissederlerdi. Aralarında inanılmaz güçlü bir sinerji vardı. Yaşadıkları şey arkadaşlığın çok ötesindeydi. Şarkıların gücü de bu ruhtan geliyor bence.

Peki babanız ile ilgili “Hiç unutmam…” diye başlayacağınız, onu da ifade eden bir anınızı paylaşmanızı rica edebilir miyim?

O kadar çok anı var ki. En unutamadığım ya da babamla aramda özel bir bağ olduğunu hissettiğim anlardan biri babam Cağaloğlu’nda grafiker/ressam olarak çalışırken yaz tatillerinde ona yardım ettiğim zamanlardı. İş çıkışı beraber eski Galata Köprüsü’nün altında oturup sohbet ederdik. 12-13 yaşlarındaydım ama kendimi babamın akranı sanırdım. Onunla sohbet ettiğim her an benim için çok özeldi.

Şair bir babanın kızı olmak sizde nasıl bir ruh hâli uyandırdı? Çok sevdiğim bir arkadaşımın bana daha önce sorduğu bir soruyu eklemek istiyorum buraya: Hazan Hanım, çocukluğunuzun cebinde ne var?

Ben doğduğumda babam 20 annem 18 yaşındaymış, biz beraber büyüdük diyebilirim. Babamın cesaretini, inandığı yolda sarf ettiği gayreti, güzel yüreğini, inceliklerini, dik başlılığını, annemin sevecenliğini, desteğini hep hayatımda hissettim, böyle büyüdüm. Ceplerim sevgi ile dolu.

Şu Dağlarda Kar Olsaydım, Hani Benim Gençliğim… Babanızın, Ahmet Kaya’nın bir çok eserine imza atmışlığı var. Siz onun en çok hangi şiirini severdiniz?

Babamın bütün şiirleri benim için değerli ama ‘Bir Acayip Adam’ın bende ayrı bir yeri var.

Yusuf Hayaloğlu değerli bir şair olmanın ötesinde nasıl bir babaydı?

Kesinlikle klasik bir baba değildi. Onun birikiminden, kültüründen, bilgeliğinden, analitik düşünce yapısından her daim faydalandım. Bilirdim ki konu ne olursa olsun babam onu öyle bir derinlikle anlatırdı ki kafamda hiçbir soru işaretine yer kalmazdı. Fikirleriyle çoğu zaman beni şok ettiği, düşünce ayrılığına düşüp uzun uzun tartıştığımız zamanlar da olmuştur ancak geriye baktığımda ne kadar da haklı ve öngörülü olduğunu görüyorum. Onun hakkaniyeti, insan sevgisi, farkındalığı da bir derya gibiydi. Sorgulayıcıydı ama kesinlikle yargılayıcı değildi. Hayat görüşümü oluşturmamda babamın çok büyük bir katkısı vardır. Aynı zamanda çok esprili ve şakacı bir kişiliği vardı. Özellikle büyük aile olarak bir araya geldiğimizde kahkahalarla yerde yuvarlanacak kadar gülerdik esprilerine. Bazı şiirlerine bakıp onu karamsar, durmadan acılardan beslenen biri gibi görenler de olabilir fakat babam pozitif enerjisini dışa vurmayı çok iyi becerebilen neşeli, nüktedan bir insandı. Böyle bir babaya sahip olduğum için tekrar söylüyorum gerçekten çok şanslıyım.

Peki ya onun şair yönünü nasıl tanımlıyorsunuz?

Benim bir şey demem fazladan olmaz mı? Babam yazmaya şiirle başlayan, şiirden hiç kopmayan ama şarkı sözleri ile tanınan bir şair oldu. Şarkı sözü bestenin formuyla bütünleşmek zorunda olduğu için serbest şiirdeki özgürlükten kısmen kopsa da babamın şarkı sözleri dahi hep şiir değerinde olmuştur. Son derece serbest yazdığı sözlerde bu rahatlıkla görülebilir. Toplumsal-gerçekçi bir yapısı vardır ve imgeye de yaslanır.

Size yazdığı bir şiiri var mıydı?

Evet. Ben doğduğumda babam Bornova’da askerliğini yapmaktaydı. Doğum anında eşinin çocuğunun yanında olamamanın verdiği hüzünle ve yoğun hasretle yazdığı bir şiir var. Onun dışında her doğum günümde bana yazdığı ufak güzel şiir tadında notlar da var bolca.

Babanız, Ahmet Kaya başta olmak üzere Ferhat Tunç, Fatih Kısaparmak, İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses’e kadar pek çok sanatçı ile çalıştı. Kendisinin en değerlim dediği bir eseri var mıydı?

Babamın her eserinde ona dair onun yaşanmışlıklarından bir parça var. Hepsi çok özeldi ona göre fakat kendimi anlattığım dediği ‘Asi bir Küheylan’ şiirinin onda ayrı bir yeri vardı.

“Ah Ulan Rıza’ ve “Biz Üç Kişiydik’ şiirlerinde Bedirhan Ahmet Kaya, Suphi ise Yusuf Hayaloğlu’ydu. Peki ya Nazlıcan kimdi?

Babamın yazdığı sözlerde bir edebiyatçıya düşen karakter yaratma ustalığı açıkça görülebilir. Sözünü ettikleriniz tam da bu karakterlere birer örnektir. Halk Bedirhan ve Suphi’ye dair böyle benzetmeler yapıyor. Daha da ötesinde Nazlıcan’ın da Halam Gülten Kaya Hayaloğlu olduğunu düşünüyorlar. Burada en dikkate değer durum ise yaratılan karakterlerin gerçekliği ve gücüdür aslında. ‘Tezgahtar Nebahat’ ya da ‘Kod adı Bahtiyar’ gibi yaratılmış sağlam karakterlerle örnekleri çoğaltmak mümkün.

Babanızın yarım kalan pek çok projesi vardı. Bunlarla ilgili hayata geçen ya da geçirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?

Babam geride defterler dolusu yayınlanmamış şiir bıraktı. Bunları ‘Dur, Ağlama Gözlerim’ ve ‘Yüzüm Gece Yarısı’ olarak iki kitap halinde derledik ve yayınlattık. Kendisinin aynı zamanda senaryo konusunda da projeleri vardı. Bunların taslakları ve ön çalışmaları mevcut. Hayallerimden biri bunları hayata geçirebilmek.

Halanız Gülten Hanım, Ahmet Kaya ile evliydi. Onun gözünden Ahmet Kaya ve Yusuf Hayaloğlu size nasıl yansıdı?

Onlar üç kişiydi ama aynı zamanda ortak bir gözleri vardı. Üretimlerinin tüm aşamalarında gece gündüz birlikte olur, birlikte çalışırlardı. Sözlerin ya da müziğin ruh kazanmaya başladığı andan, stüdyo aşamasına, sonrasında teknik tüm süreçlere ve hazırlıklara kadar halamın dahli vardır. Üç sacayağı gibiydiler adeta, sanki biri olmasa diğer iki ayak dengeyi kuramaz gibi. İki ozandan geriye kalan üretim bu verimli beraberliğin üretim ortaklığının göstergesidir sanırım. Halam ve Ahmet Amca birbirine çok aşık bir çiftti. Bu güzel üçgen sonrasında halam tek başına devam etse de eminim ki hem babam hem Ahmet Amcam bu anlamda huzur duyuyorlardır çünkü ikisi de çok güvenir ve yaslanırdı ona.

Şu anda cevaplanması zor olsa da sormadan geçemeyeceğim bir sorum var: Ahmet Kaya’nın Paris’te hayata veda edişiyle ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Burada, bu kısıtlı alanda düşünce paylaşmak çok zor ama duygumu paylaşmamı isterseniz tek bir şey söyleyebilirim; Çok eksiğiz, sadece bizim değil, ülkenin kaybıdır bir sanatçının yokluğu.

Peki ya Paris’te geçen dönem için, özellikle Ahmet Kaya’nın son dönemlerinden, anekdotlar paylaşır mısınız?

Çok hüzünlü zamanlardı bütün aile için. Her ne kadar telefonda keyifli sohbetlerimiz olsa da onun yalnızlığını ve yoksunluğunu ses tonundan hep hissederdik. Gene bir akşam telefonun hoparlöründen bize sazıyla ‘Siz yanmayın (Sürgün)’ şarkısını okumuştu. Çok özel bir andı benim için. Bunun dışında son dönemde özellikle babama Paris’e gelmesi konusunda ısrarları olurdu. Gel Hoca burda film çekelim derdi hep. Bunun üzerine babam pasaport başvurusunu yaptı fakat aradan bir hafta geçmeden vefat haberi geldi. Bu buluşma o zaman olmasa da bir şekilde gerçekleşti ve şu an bize gülümseyerek bakıyorlardır diye düşünmek tek tesellim.  

Şu an vizyonda olan Ahmet filmini izlediniz mi? Ben henüz izleme fırsatı bulamadım maalesef. Film sizce gerçekleri, babanızı ve Ahmet Kaya’yı doğru yansıttı mı? Hangi açıdan eleştirirsiniz?

Hayır. İzlemedim, izlemedik. Babam ve Ahmet Amcamın bu iki değerli sanatçının tek bir eserinin dahi olmadığı, hiçbirimizle görüşülmeden, arşivlerimizde çalışılmadan, onlara dair hiçbir ön hazırlık çalışması yapılmadan, Google bilgileriyle yapılan bir film onları nasıl doğru anlatabilir ki! Ya da onun adı film olabilir mi? Halam Gülten Kaya bu konuya dair geniş bir basın açıklaması da yapmıştı zaten.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir