Röportaj: Dr. İzzet Memi ”Asıl mesleğim İnsan olabilmek”

Röportaj: Numan Çakır

Uzun süredir sizi takip ediyorum. Sizde fazlaca pozitif bir enerji var. Bunu nasıl başarıyorsunuz bilmiyorum ama insanın malını mülkünü üzerinize yapıp arkasına yaslanası geliyor 🙂 Umarım latifelerim yerini bulmuştur. Kısaca şunu sormak istiyorum. Bu enerjinin altındaki motivasyon nedir?

Paylaşımınız gülümsetti ☺
Size böyle yansımış olmasına sevindim. Bu enerjinin altındaki motivasyon aslında hayatta taktığımız şeylerin sandığımız kadar da önemli olmadığını anlamak. Hayat bu kadar paniği, koşturmayı kaldırmıyor bana göre. Tek bir konu var bence, o da deneyim. Deneyimi doğru anlayabilmek için de biraz sakinliğe ihtiyaç var. O sakinlikte de pozitif enerji yatıyor.

Konuşmacı, Yazar, Eğitmen, Oyuncu… Aslında oyuncu tarafınızı hiç görmedim desem yeridir. Bu kimlikler İzzet Memi’yi mi oluşturuyor? Yoksa bu kimlikler sadece görebildiklerimiz mi?

Bu kimlikler benim asıl mesleğimi gerçekleştirebilmem için araçlar. Asıl mesleğim insan olabilmek. Bunun için de farklı kimliklerimi kullanıyorum. İzzet Memi’yi oluşturan muhtemelen daha bir sürü kimliğim vardır elbet. Ama henüz ben farkında değilim. Farkında olabilmek için de heyecanlıyım.

Sizi takip ettiğim kadarıyla hayatın içinde olmayı, insanlara dokunmayı seviyorsunuz. Fakat bunun tersine Kurumsal bir yaşantı da geçirmişsiniz. Bu bağlamda benim için önemli olan ve cevabını almak istediğim soru şu. Şu an kurumsal hayatta kalmak zorunda olanlara kendilerini iyi hissetmeleri için neler önerirsiniz?

Konu kurumsal hayat değil. Ben kurumsal hayattan kaçar gibi çıktım, fakat fark etmediğim nereye gidersem gideyim kendimi de yanımda götürdüğüm oldu. Hayatı savaş olarak gören gittiği her yere kendi savaşını da götürür. Hayatı bir oyun olarak görense, her an her yerde bu oyunu kuralına göre oynayabilir. Oyunun kuralı ne derseniz; ne deneyimlersem ne deneyimleyeyim, her koşulda bakış açımı değiştirebildiğimde, deneyimimin beni hedefime bir adım daha yaklaştırabileceği. Yeter ki ben konuyu bu şekilde değerlendirebileyim. Bir konu ancak amacıma hizmet ettiği zaman anlamlanabiliyor. Diğer türlü çok haklı olarak kendimi anlamsız bir girdabın içinde bulabiliyorum.

Eskiden insanlar bir derdi olduğunda komşusuna, arkadaşına ya da en yakınına anlatırdı. Aslında bir nevi terapi alırlardı. İçindeki dertleri paylaşırlardı birbirleriyle. Ve bizim tüm motto cümlelerimizi dedelerimiz söylerdi. Şu an sizin gibi nitelikli insanlara bu kadar ihtiyaç duymamızın nedeni aramızdaki bu sohbetin bitmesiyle mi ilgili?

Ben de sizin gibi etkisi olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız dönem kişinin yalnızlığına oynuyor. Neden derseniz; tek başına bir insanı ikna edip harekete geçirmek, kitleleri harekete geçirmekten zordur. Burası ironik gelebilir, ancak yalnızlaşan birey, ne yapacağını bilmediğinde otomatik
olarak kitleleri takip etme çözümüne gidiyor. O zaman da o yalnız birey kolaylıkla harekete geçirilmiş oluyor. Aslında başka akıllar başka algılarla daha doğru ve sık iletişime geçebilsek, durumların sandığımız gibi olmadığını göreceğiz. Bir savaşta düşman özellikle ordunun iletişimini kesmeye çalışır. Baktığınızda bizim de durumumuz bundan farklı değil.

Son olarak İzmir’de ki depremde insanların twitterdan çok çirkin cümleler kurduğuna şahit olduk. Eskiden köyde bir ev yandığında dinine diline bakılmaz kovalarla su taşınırdı. Peki bizim gözümüz neden böyle kör oldu? Neden düşünmeden hareket ediyoruz?

Gözümüz kör mü oldu, yoksa açıldı mı bilinmez. İnsanın iki şey ayağını çoğunlukla kaydırır. Güç ve ilgi… Sosyal medya kişileri kendilerince söz sahibi yaparak bu iki kavramı da kendilerine göre hissetmelerine alan tanıyor. Herkesin tabi ki söyleyecek sözü var. Bunun yanında değişen, artık
nerede ne zaman ne söyleyeceği ile ilgili herhangi bir kaygı yaşamayan bir kalabalık oluştu. Bu kalabalık ilgi aldıkça yazacak, yazdıkça da güçlendiğini düşünecek… Bu durum yeni mi derseniz, hayır… Her zaman vardı. Çünkü insanın doğası bu. Eskiden sokak çığırtkanları bu işi yapardı, şimdi yerini sosyal medya aldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir