Röportaj: Şair, Oyuncu Pelin Batu

Röportaj: Numan Çakır

Pelin Batu ismi hep ötede, diğer tarafta, ayrı konumda yada başka biri gibi tanımlarla zihnimde canlanıyor. Nereye koymak istersek oranın dışında aslında. Fakat durduğu yerden büyük bir eşitlikçi tavır takındığı çok belli. Nereye koyarsak orada durmayan bu yapınız hiçbir zümreye ait olmak istememenizden mi?

Çok teşekkür ederim, beni ilk kez böyle okuyan ve bana bu suali yönelten siz oldunuz. Aslında benim hiçbir zaman bir zümreye ait olmayayım gibi bir derdim olmamıştı. Hatta kendimi ilk tanıdığım zamanlarda, birbirlerine ilham veren, birbirini besleyip beraber çalışan, birbirlerini eleştirebilen bir gruba ait olmayı çok istemiştim. Rimbaud-Verlaine, Sartre-Simone de Beauvoir, Bergman-Liv Ullmann, Fellini- Mastroianni, Tesla-Mark Twain arasındaki dostluklara hep özendim, hep böyle bir eküri hayal ettim. Gel gör ki, bizim ülkemizde ilk olarak oyuncu olarak nam salınca edebiyatçılar kuşku ile bakıp biraz da küçümsediler. (Aralarında elbet istisnalar oldu, Seyhan Erözçelik, Küçük İskender hep saygı duyduğum, her zaman çok sevdiğim insanlar ve arkadaşlarım oldu). Master ve doktora yaparken dizi çekiyordum, bu sefer filmciler “entel kızımız” diye baktılar. Hatta sözleşmemde belli günler okula gitmem gerektiğini yazdırdığımda garipsediler. Kısacası, bir kutuya sokup oyuncuysan oyuncusun, yazarsan yazarsın, hep ondan hem bundan olmaz mantığı hakimdi. Dolayısıyla genel yaklaşım da böyle oldu diye düşünüyorum. Bir süre sonra kategorize edilmemenin özgürleştirici bir hali olduğunu görünce mutlu oldum. Ne bir ajansa, ne bir menajere ihtiyaç duydum. Ve hiç de yalnız olmadığımı, benim gibi pek çok insanın olduğunu gördüm ve onlarla da çalıştım. Mesela Yelda Reynaud ve Özlem Düvencioğlu benim çok sevdiğim ve yakın olduğum arkadaşlarım ve onlarla çok çalıştık, uğraştık ve gururlandığımız bir film yaptık. Bizi dışladılar mı? Dışladılar, ama biz güzel bir eser yarattık, günün birinde değeri görülür diye ümit ediyorum. Eşitlikçi tavrıma gelince, ötekileştirilmek artık bir spor haline geldi, hatta her canlı hayatının bir noktasında ötekileştirilecek. Ben de bunu yaşadım, yaşıyorum. Doktora tezimi ötekileştirilme üzerine bina etmem bundan. O yüzden de olabildiğince eşitlikçi, hakkaniyetli davranmaya çalışıyorum her konuda.

Türkiye’de entelektüel kesim denildiğinde biraz edebiyattan biraz da iyi müzikten anlayan bir kesim olarak zihnimizde canlanıyor. Sizce bu Cumhuriyet Devrimi sonrası olmayanı oldurmak çabasından doğan bir açıklık mı? Türk aydını ya da Türkiye aydını da denilebilir. Atatürk’ün “Sanatçı Alnında Işığı İlk Hisseden İnsandır” sözünü “Türk Aydını Alnında Işığı İlk Hisseden İnsandır” olarak değiştirirsek aydınımız ışığı gerçekten hissediyor mu?

Bence Cumhuriyet öncesine gidiyor. Son zamanlarda Belle Epoque dönemine tekabül eden, 1890-1900 arası İstanbul’u resmeden eserler okudukça, bize tanıdık gelen Cumhuriyet dönemi okur-yazar portresini orada buldum. Lingua-Franca’nın Fransızca olduğu, (ki entelektüel kelimesi dahi Fransızca’dan), edebiyat ve felsefenin Türkiye’de olsun, Rusya’da olsun Fransızca tartışıldığı dönemlerde bir “entelektüel” modeli ortaya çıkmış. Ama bu çok dar bir kesim için geçerli. Saray çevresi, Pera sakinleri ve yabancılarla dirsek teması olanlar. Cumhuriyet, Batı’nın bilim ve sanat ideallerini almış, okuma-yazma oranını çok düşük olan bir memlekette sizin dediğiniz gibi “aydın” kavramını geliştirmiş, özendirmeye çalışmış. Atatürk, bu kadar fakir düşmüş, her şeyini kaybetmiş bir İmparatorluğu aldıktan hemen sonra bu kadar yokluğa rağmen genç, parlak, ümit vaat eden çocukları yurtdışına göndermiş ki en ileri ve iyi eğitim alıp ülkelerine dönsünler ve yararlı olsunlar. Dedem Selahattin Batu da bunlardan biri, 1927’de devlet bursuyla Berlin’e gitmiş, 5 sene doktora yapmış orada). Genç Cumhuriyet kadınları ön plana çıkarmış, onların eğitimine büyük önem vermiş ki bu çok önemli. Bugünün aydınlarına gelince, bence biz aşağılık kompleksimizden kurtulmalıyız. Ülkemizde, Batı ülkelerinde az gördüğüm entelektüeller var. Bir Enis Batur’la ya da Mehmet Güreli ile sohbet ederseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Ama dilimiz çok çevrilmiyor. Şiir zaten çevrilemez ama çok iyi yeniden yazılır, o dahi yapılmıyor, üvey evlat konumunda. Romancılarımız daha şanslı ama onlar da popüler kültürün hızından muzdarip. Eğitimin yapboza dönmesi, namütenahi sınavların yaratıcılığı öldürmesi derken, entelektüel bakışı besleyen damarlar kesiliyor. Dolayısıyla, tüm limitasyonlarına rağmen Atatürk ve arkadaşlarının hayal ettiği bir dünyadan çok uzağız. Her geçen gün de daha uzaklaşıyoruz.

Kendim de şiir kitabı çıkarmış biri olarak eleştirmem gereken hususlar oluyor bazen Türk şiirinde. Mesela demlenmeyen şiirlerin basılması gibi. Ya da herkesin şiir kitabı çıkartması gibi. Fakat senin şiirlerinde haddim olmayarak söylüyorum pişmiş bir olgunluk var. Bu olgunluk sana kendini nasıl hissettiriyor. Öldükten sonra Şair Pelin Batu denmesi seni ne derece mutlu eder?

Bu konudaki nazik sözlerinize müteşekkirim, gerçekten demlenme meselesi şiirde en önemli şeylerden biri. Son yazdıklarımız bize parlak, keskin ve iyi gelir. Dolapta yıllandırınca parlaklığını yitirirler belki ama toz bize neyin kalması neyin gitmesi gerektiğini o kadar iyi gösterir ki. Ben ne zaman bir kitap hazırlasam, onu bekletirim. Bir süre sonra “yabancı” bir gözle okuyunca çok daha acımasız olabilir, fazlalıkları atarım. Öldükten sonra şair Pelin Batu demeleri beni çok mutlu eder, ölmeden bile bana titrinize ne yazalım diye sorduklarında hep şair derim. Şiir, hayatıma renk ve müzik veren, anlam katan, çocuk heyecanımı kamçılayan bir şey oldu, ve öyle olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.

Aristokrat bir ailenin içine doğmuş biri olarak şiirlerinde sıradan zevkler, hazlar görmek beni çok mutlu ediyor. Şiirin insanı asgari müşterekte buluşturan bir yanı da var elbette. Her şeyden sıyrılıp Beyoğlu’nda gezen bir Pelin Batu eğer seviyorsa Islak Hamburger yedikten sonra Beyoğlu’nda neler yapar?

Aslında Osmanlı ailesine mensup değilseniz ülkemizde aristokrat değilsinizdir. Bu “ukala” çıkışımı tarihçi tarafıma verip geçin lütfen. Ne demek istediğinizi çok iyi anladım. Ailem eğitime çok önem vermiş, ilk ordinaryüs profesörlerin, hocaların olduğu bir aile. O yüzden bu intibayı veriyoruz bence. Ben sokaktan hep çok beslenmişimdir. Maalesef Beyoğlu beni eskisi gibi heyecanlandırmıyor ama eski günler dediğim 10 sene öncesinde arka sokaklarda küçük, kuytu bir yere girip gayet güzel canlı müzik dinleyip, bir kafe’de içki yudumlayıp yazı yazdığım Beyoğlu’nu özlüyorum. Şehrimizin katman katman olması, bir Bizans fırınının bar, Osmanlı hamamının galeri olması çok büyük zenginlik. Bunu tekdüze, tarihsiz ülkelere gidince daha iyi hissediyor, özlemle doluyorsunuz.

En kıymetli soruyu en sona sakladım. Şair bir kadının anneliği anlatmasını çok merak etmişimdir. Pelin Batu’ya göre annelik nedir?

Annelik…Daha iki sene oldu, anne şiirleri çıkmadı. Doğumla birlikte ölüm geldi ve hayatımın merkezi olan, beni demirleyen, güç ve ilham veren, en sert eleştirmenim ve en büyük sevenim olan annemi kaybedince şu anda yas şiirleri akıyor benden. Ama hem anne hem annesiz olan ben yeni tattığım dipsiz sevgiyi yazacağım elbet. Böyle derin bir duygunun varlığından bihaberdim. Her gün yeni bir şey öğrenmek, yeni bir varlığın dilinin, zevklerinin, tutkularının oluşumunu izlemek yeni doğan bir sanat akımına tanıklık etmek gibi; pek bir şey anlamıyorsunuz ama müthiş bir heyecan duyuyorsunuz!

Kısa Sorular

Bilgisayar oyunu oynadın mı?

Periyodik olarak bilgisayar oyunları oynuyorum, puzzle gibi macera oyunlarını seviyorum, mesela Dorian Gray diye karanlık bir oyun vardı, bir seri katil oyunu, orada bir malikanenin içinde dolanıp bulduğunuz ipuçlarıyla cinayetleri çözüyordunuz.

Telefonda en çok kullandığın aplikasyon hangisi? 

Telefonda bir ara twitter’dı, sonra hacklendim, uzaklaştım, son zamanlarda tekrar döndüm. Twitter’dan haber almayı seviyorum. Sonra İnstagram geliyor. O da fotoğrafçılık oynamak açısından hoşuma gidiyor. Fotoğrafçı arkadaşlarım bana kızmasın ama burada herkes iyi hile yapıp iyi fotoğrafçı olabiliyor.

Televizyonda hiç yerli bir diziyi takip etti mi? 

Hiç yerli dizi izlemedim. Netflix’te merak edip birkaç tanesine baktım ama sonra izlemedim.

Anadolu’dan okuduğun muhafazakar bir şair var mı?

Anadolu şairi sayılmaz belki, ama şehirli muhafazakar deyince ben de herkes gibi İsmet Özel okudum ve sevdim. Ama siyasi ve “insani” görüşleri beni o denli rahatsız edince koptum. Şair dindar olabilir, şair naif olabilir ama muhafazakar bakış açısı şiirle bağdaşmaz.

İstanbul dışında yaşamak istediği bir şehir var mı?

Roma.

Yeşilçam’da oynamak istediği bir oyuncu var mı?

Bedia Muvahhit ilginç bir figür. Hayatını öğrenmek ve oynamak isterdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir