Merve Polat ”Gülemeseydik eğer böylesi bir dünyayla nasıl baş ederdik”

Aslında sana baktığımda şöyle bir şey hissediyorum. Bir sürü filmde dizide rol alma ihtimali olan ama seçtiği film ve dizilerle aynı zamanda tiyatro oyunuyla seçiciliğini gözümüze sokan bir oyuncusun. Bunu uzun süredir yapabilen nadir oyunculardan biri Şener Şen’dir. Hani hep denir ya ‘’hiç boş filmi yok’’ senin bu konudaki seçiciliğin nasıl oluştu?

Çok teşekkür ederim. Büyük ustalarla ismimiz aynı cümle içinde geçtiğinde bile mutlu oluyoruz ama kıyas ne haddimize. 🙂

Bu mesleğe gönül koyalı on iki sene olmuş. Her sene sahnede, ekranda, perdede bir şekilde yer aldım. Hem Merve hem de Oyuncu Merve olarak bir sürü insanla, oyuncuyla, projeyle karşılaştım. Onlarla büyüdüm, öğrendim, geliştim, değiştim ve hala da süreç böyle devam ediyor.

Seçtiğim ya da seçildiğim işlerde etkilendiğim ilk şey hikaye oluyor. Sonra o bütüne nasıl hizmet edeceğim diye heyecanlanmaya başlıyorsam, yapbozun o parçasını nasıl oluşturacağım diye uykularım kaçıyorsa projeye daha da odaklanıyorum. Önceki oynadığım rollerin uzağına düşmesi de özel tercihim oluyor. Sonrasında yönetmeni,yapımı filan derken bütünü de aynı heyecanı devam ettiriyorsa tamam deyip giriyorum. Niceliğine değil niteliğine bakabiliyor olabilmek bu sektörde şanstır. Ben de şanslı oyunculardan olduğumu düşünüyorum.

Son olarak 25 Litre belgesel filminde sana rastladık. Orada büyük mesajlar veren bir projenin içinde yer aldın. Gerçekten oyunculuğun ile filmi jilet gibi ikiye ayırıyorsun. Biraz 25 Litre’den bahsedelim mi?

Sosyal Sorumluluk bilinci yüksek bir insanım. Her sene elimden geldiğince bir hareketin İçinde var olmaya çalışıyorum. Önceliğim genellikle çocuklar ve kadınlarla oluyordu.

Bu seneyse daha global bir projeye dahil oldum. İklim değişikliği, küresel ısınma ve beraberinde getirdiği çokça sorun. En mühimi ise kuraklık.25 Litre bu konuya parmak basan ve bizi iş işten geçmeden uyandırmaya çalışan şahane bir belgesel oldu. Unutmayalım ki su yoksa hayat da yok. Şu günlerde özellikle suyun kıymetini daha da iyi anlamış olmak gerekir.25 Litre Belgeseli bu sene içinde bulunmaktan gurur duyduğum proje oldu.  Umarım böyle farkındalık yaratan projelerin sayısı çoğalır.

Ezel Akay’ın yönetmenliğinde sahneye koyduğunuz. Hunililer oyununda seninle ilgili çok güzel övgüler var. Oyunda herkes ‘’Merve Polat’ı bir izleyin’’ diyor. Tiyatro bu anlamda oyunculuğunu dışarı tamamen fışkırtabildiğin bir yer oldu mu?

Hunililer’deki en büyük alkış bu ekibi bir araya toplamaya cesaret eden Aysa Prodüksiyon’a aittir. Ezel Akay ve Yiğit Özgür gibi iki dev ismi yan yana getirmek, karikatürlerden sahneye akan hikaye yaratmak her baba yiğidin harcı değil. Kalabalık ve yetenekli oyuncu kadrosu ile beden çalışmaları, hikaye anlatıcılığı, mask oyunculuğu gibi birçok disiplinden oluşan dört aylık zorlu prova süreciyle oyunumuzu sahneye koyduk. Ezel hocamız bir provada “seyirci oyundan sonra ben de bu kafaya gelmek istiyorum” derse bu iş olmuştur demişti. Her oyun sonrasında bu sözleri seyircilerimizden duyduk. Bu da sanırım sahnede oyunumuzun hakkını verdiğimiz anlamına geliyor. Yalnızca ben değil tüm ekip arkadaşlarımla övgüye doğduğumuz güzel bir oyundu.

Oyunculuk Türkiye’de biraz farklı algılanan bir meslek. Oyunculuğa tapanlar, oyunculuğu kutsayanlar ya da oyunculuğu sadece meslek olarak yapanlar var. Sen kendini bu konumlandırmalarda nere hissediyorsun? Oyunculuk yapmadan yaşayabilir misin?

Oyunculuk sizin de söylediğiniz gibi bir meslektir. Dışarıdan bakıldığında parlak ışıkların altında cezbedici gibi gösterilse de her meslek gibi maddi manevi zorluklar barındırır. Bu mesleği seçiyor oluşum hayal gücümün, yaratıcılığımın, üretkenliğimin, çocukken oyun oynadığımdaki heyecanının tüm hayatıma sirayet etmesiydi. Şükür ki ben kendime fazlaca oyun alanı yarattım. Bunun karşılığında ekmeğimi kazanabiliyorum. Oyunculuk yaparak ömrümü tamamlamayı da isterim ama hayat bu ne getirirse başımız üstüne

Mesut Süre’nin Rabarba programına ara ara katılıyorsun. Orada mizahi yönünün de epeyce aktif olduğunu görüyorum. Mizah hayatında nasıl yer kaplıyor bir yandan da sormak istediğim bir soru da şöyle. Radyonun heyecanını tiyatroya benzetiyor musun?

Eugène Ionesco ” mizah, kendimizi traji-komik durumumuzdan, var olmanın sıkıntısından koparmak için -ancak onu aşıp, anladıktan sonra- elimizde olan tek olasılıktır. Korkutan şeyin ayrımına varmak ve ona gülmek, korkutan neyse ona egemen olmaktır.” der.

Gülemeseydik eğer böylesi bir dünyayla nasıl baş ederdik diye düşünürüm. Meşrebim gereği derdime, kederime, olana bitene hep gülecek bir yol buldum. Mizahına hayran olduğum Mesut Süre’yle yollar kesişti. Rabarba programının beş yıldır daimi konuklarından oldum. Birçok mizahçıyla, komedyenle senelerdir yan yana oldukça da insanın gözü başka görüyor, kafası başka çalışmaya başlıyor. Kendi mizahını geliştirmeye başlıyorsun. Üzüm üzüme baka baka diyelim.

Birçok oyuncu üniversite öğrencilerinin kısa filmlerine destek veriyor. Kısa film ülkemizde sanki öğrencilik projesi yap geç gibi algılanıyor. Oysa Amerika ve Avrupa’da kısa filmle ilgili büyük projeler büyük festivaller var. The Yarn kısa filmini izlediğimde ah keşke bu bir uzun metraj olsaydı demiştim. Kısa filmlere bakış açın nedir. Tabi birazda The The Yarn kısa filminden bahsedelim.

Benim kısa filmlerle tanışmam öğrencilik yıllarımdan gelir. Biz oyuncuyduk, arkadaşlarımız da yönetmen olunca ortak projeler üretirdik. Öğrenciyken de kısa filmleri hiç öğrenci işi gibi görmedim. Aksine fazla önemsiyordum. Kısacık bir zamanda anlatmak istediğin neyse onu en doğru şekilde aktarmak zor iştir. Şimdi de fikrim değişmedi. Dünyada da ülkemizde de kısa film festivalleri arttı. Gereken önemi görmeye başladı diye düşünüyorum. Benim için metrajından daha mühim olan şey işine kıymet veren yönetmenlerle birlikte çalışmak.

İPLER (The Yarn) Gökçe Pehlivanoğlu’nun yazıp yönettiği, festival festival gezen, ödülleri toplayan  2016 yapımı kısa filmimiz.

Türk – Yunan bir çiftin küçük kızlarıyla beraber Ege kıyılarından ,Yunan kıyılarına uzanan karavan yolculuğunu masalsı bir dille anlatır. Gökçe’nin dünyasına dahil olmak paha biçilemez.  Her filmimde oyna dese bir dakika düşünmem.

Son olarak karantina günlerinin nasıl geçtiğinden bahsederek röportajı bitirebiliriz.

Normal akışındayken hayatım fazla hareketli ve yorucu oluyordu. Karantina günleriyse evde sakin, dinlenerek, okuyarak, izleyerek, meditasyon yaparak geçiyor. Gelecek güzel günleri özlemle en kısa sürede dünyanın sağlığına kavuşması dileğiyle.

Röportaj: Numan Çakır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir