Adil Gökşin yazdı: Kalem – Neşter : İskender

Adil Gökşin yazdı

küçük İskender…

küçük’ün “k”sini küçük yazacak kadar alçakgönüllüydü. Türk edebiyatında sosyal medyada en çok şiiri paylaşılan kişilerdendi. Öyle ki yarısı onun bile değildi bu sözlerin. Yetmişin üstünde kitabı vardı, tam sayısını kendi bile bilmiyordu. Geçimini sadece edebiyatla sağlayan sayılı yazarlardandı. Tıp ve Sosyoloji’yi son sınıfta bırakacak kadar “serseri”ydi… İki bölüm de şiirinde çok büyük etki bıraktı. Ölmeden kısa bir süre önce Avrupa’nın yaşayan en iyi 10 şairinden biri seçilmişti İtalya’da. O kadar fazla nesille iç içeydi ki, bir nevi onlarla büyümüştü İskender… Tek telefonla ulaşabileceğin sayılı şairlerdendi. Öğleden sonrasını gençlere ayırmıştı mesela. Sabah ezanıyla birlikte uyanırdı. İlhan Berk’in öğüdü idi bu ona: Şairler müezzinle birlikte uyanmalıydı. 

Kelime cambazıydı, kabilemizin büyücüsüydü: İnsanlara umut verir büyücüler gibi şairler de derdi. Bir fili iğne deliğinden geçirebilecek kadar iyi kullanıyordu Türkçeyi, çok hakimdi. 2017’de Necatigil Şiir Ödülü’nü aldığında, kurul şöyle bir açıklama yapmıştı: “küçük İskender Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’den başlayarak günümüz şiirine yeni bir söyleyiş, yeni bir soluk kazandırdı. Çağdaş Türk şiirinin birikimlerini dilde ve anlatımda yeni yaklaşımlarla zenginleştirdi. Günümüz toplumunun farklı kesimlerinin yaşam kültürlerini şiir diline taşıdı. Mayıs Giremez, küçük İskender’in otuz yıllık şiir birikiminin parlak bir örneği olması yanında, günümüz şiirini yücelten özellikleriyle de ödüle değer bulundu.”


Bunun dışında Orhon Murat Arıburnu(2000), Melih Cevdet Anday(2006), Erdal Öz(2014) ve Yusuf Nadi(2018) şiir ve edebiyat ödüllerinin de sahibi oldu. Ağır Roman ve O Şimdi Asker filmlerinde küçük bir rolü varken, bazı filmlerde de ufak tefek rollerde oynadı. Sayısız şiir gecesi yaptı, onlarca ünlü şarkıcı ve şairle sahneye çıktı. Kanada’da, Amerika’da şiirleri antolojilerde, dergilerde yayımlandı; birkaç farklı dile çevrildi.


Saat takıntısı vardı. Sürekli kolunda bir saatle gezerdi. Filme hayrandı. İzlemeye, oynamaya çok meraklıydı… Evindeki filmler çok fazlaydı, kitaplardan hatta belki şiir karalamalarından bile fazla. Yanlış hatırlamıyorsam Ağır Roman’ın setinde bulmuştu, bir kedi ile yıllarca aynı evi paylaştı; adının tekerleme gibi olmasını istediği için “Zozi” koydu. Zozi o vefat etmeden birkaç sene önce ölmüştü. Belki de ondan önce ölmesi yalnız kalmasından iyiydi. Kedileri çok severdi. Şiir dışında roman, günlük, serbest metinler kaleme aldı. Cinsel kimliğini hiç saklamadı: Eşcinseldi. Ailesi kız bebek beklerken erkek bedeninde doğmuştu. Şiirlerinde sokak ağzını kullanmasının sebebini marjinallik ya da farklı olma çabasından ziyade “bakın dışarıda bunlar da var, ne kadar görmekten çekinseniz de yaşanıyor, yaşıyorlar” gözüyle bakıyordu. Can Baba ile çok sık görüşmese de, onun jenerasyonunda en çok görüşen şairdi. Elbette bu sokak ağzında onun da etkisi oldu ucundan, kıyısından.. 2018 yılında kanser teşhisi kondu ve Bodrum’daki evinde istirahate çekildi. İstanbul Paşabahçe Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda iken 3 Temmuz 2019 gece saatlerinde bedenen aramızdan ayrıldı. Kendisi ne kadar şiir olarak görmediğini belirtse de, en sevdiği şiirinin, okurları çok seviyor diye Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm olduğunu söylemişti bir röportajında:

“Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda: Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi, hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza.” diyordu bu şiirde. 


Bir başkasında: “Artık kalbim yok” dedikten sonra: “Fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak köpeğine” diye ekleyecek kadar düşünceliydi. Küçücük kabri haylaz bir çocuk gibi artık. Glayöllü dağ köyleri hasret şakıyor ardından. 


Genel bilgileri, internette kolaylıkla bulacağınız detayları bir kenara koyarsam:


İskender, sevebileceğiniz bir insandı. Eğlenceliydi. Gençlerle çok iyi geçinirdi. Babacandı. Ardından onlarca anma gecesi düzenlendi. Binlerce damla gözyaşı döküldü. O kadar tıp eğitimi almıştı ama terzi kendi söküğünü dikemedi.


Türk okurunun kalbinin en derinindeki, en görmek istemediği, sırtını çevirdiği, yüzünü döndüğü, örselediği, yerden yere vurduğu bütün düşünceleri kalemi neşter gibi kullanarak gün yüzüne çıkarıyordu adeta. Çıkarmaya da devam ediyor halen. 


İyi ki doğdun incelikli hayta..
Bu sefer de benim dediğim gibi olsun: Bir daha yazı yazamayacak olman beni korkutuyor. Olanların tamamına yetişmek mümkün değil elbette ama korkutuyor işte, anla.


“Dostça kal!”
Adil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir