Antik Çağ’dan Bugüne Ekin Beril Röportajı ”Ya hiç olmasaydık!”

Röportaj: Numan Çakır

Uzun süredir coverlarla çöplüğe dönen pop müziğe Ekin Beril gerçekten ilaç gibi gelmişti. İlk çıktığı ve yayıldığı dönemleri hatırladığımda hislerim tamamen böyle. Sesini dijitalle birleştiren bir müzisyenin kendi tarzını bu kadar erken oturtması da büyük başarı. Tabi buraya gelmenin de bir aşaması var. Ekin Beril’in bugüne kadar olan bu yolculuğunu bize nasıl anlatır?

Aslında bu soruya “Şurada doğdum, burada büyüdüm, şunu bunu yaptım” diye cevap vermek istemiyorum. Bu cevapları zaten isteyen herkes internetten bulabilir. Ekin Beril’in yolculuğunun önemli bir kısmı düşünmek, aramak, çalışmak, eğlenmek, gülmek ve anlamaktan geçiyor. Ve bu yolculuğum halen devam ediyor.

Sosyal medya ulaşmak ve kitlelerle buluşmak açısından büyük bir olanak. Karantina döneminde çok fazla canlı yayın yapan insan oldu bu sayede. Ekin Beril de canlı yayınlarda sevenleriyle çok samimi bir ev ortamı yarattı. Bu özel kitle Ekin Beril’le bir olmuş ve tamamen aileye dönüşmüş. Dinleyenlerin arasındaki bu bağı nasıl oluşturdun?

Bu bağı kurmak için özel bir çaba sarf etmedim. Hatta çoğu zaman kendimi gizli tuttum ancak yıllardır çok farklı konseptlerle izleyicilerimle buluştum. Onlar da benim gelişimimi yakından izlemiş, büyümemi görmüş oldular. Birbirimizle bağ kurma sürecimiz bence halen devam ediyor. Bu zamana kadar benim yaratıcı ve üretken yanımla bağ kurmuşlardı. İlk uzun albümüm “Dualite” de ise kendimi, kafamdaki soruları, daha kişisel bir tarafımı paylaşmak istedim. Ve bu noktada çok iyi anlaşıldığımı ve kabul edildiğimi gördüm. Dinleyicilerimle bağımız daha kuvvetlendi.

Peki ya hiç olmasak nasıl olurdu? Cümlesi çok kolay gibi görünse de aslında duvarları çatlatan kalıpların dışına çıkmayı sağlayan bir cümle. Varoluş sanatın temelinde olduğu zaman yaratım daha da kamçılanıyor. Fakat böyle yaşamak o kadar zordur ki sanatçının bu acıyı çekmesi çileye dönüşebilir. Kendine ne zamandan beri bu soruyu soruyorsun? Aynı zamanda varlığın anlamını kendi zihninde nasıl oluşturuyorsun?

Aslında bu ve bunun gibi birçok soruyu küçüklüğümden beri soruyorum. Dualite albümünde de artık bu soruları dinleyicimle paylaşmış oldum. Varlığın, yokluğun ve diğer kavramların zihnimdeki yansımasını burada anlatmak imkansız… Küçüklüğümden beri son derece nihilisttim. Albümden önceki dönemde de hiçbir şeyde anlam bulamadığım çok depresif bir süreç yaşadım. Bu noktada hayatın bir anlamı olmasından çok, kendi anlamımı kendim yaratmam gerektiği sonucuna vardım denilebilir. Bu çok kısa bir özet oldu tabi ki. Evrende hiçbir şeyin net ve kesin bir cevabı bile olamayabilir. Dediğim gibi manayı ifade edebilmek için kelimeler çok yetersiz.

Erkan Oğur’u uzun süre derinlemesine incelemiştim. Kendisi müziğin kayda alındığında öldüğüne inanan bir müzisyen. Aynı zamanda dijitalle müziğin birleşmesine hep mesafeli duruyor. Ama bu demek değil ki iyi müzik sadece böyle olur. Senin bu konuda müziğe bakışın nasıl?

Kuantum fiziğiyle de gördük ki tüm evren frekanslardan oluşuyor. Hepimiz ve her şeyin bir frekansı var. Devamlı titreşerek birbirimizi etkiliyoruz. Bu sebeple müzik bir bilim olmasının yanında büyü gibi bir şey bence.  Mesela bir şarkıyı dinlerken çocukluğumuzdan bir kokuyu alıp o ana dönebiliyoruz. Bambaşka bir enerjiye ve ruh haline dönebiliyoruz. İnsanlık olarak ilerleyen dönemlerde müziğe ve frekans teknolojisine dair birçok keşif yapacağımıza inanıyorum. Bu noktada müziğe bakış açımız değişebilir. Ben müziğimi yaparken işin bilimine ve bugüne kadar belirlenmiş standartlara uygun şekilde yapmaya çalışıyorum. Yine de müzik organize edilmiş seslerin bir bütünü. Bu nedenle ister dijital, ister organik tasarlanmış olsun sadece verdiği hissiyat da bir müziği iyi yapmak için yeterli bence.

Görselde gördüğünüz röportaj için tıklayın

Şarkı sözlerini incelediğimde içine düştüğüm anlamlar her zaman derin oluyor. Bir anda anlaşılabilecek sözlerin altında dinledikçe ve okudukça derin anlamlar çıkıyor. Aslında bir şairin şiirinin zamanla olgunlaşması gibi dinledikçe olgunlaşıyor. Şiir bu anlamda beslendiğin bir alan mı?

Besin kaynağı olarak şiir, roman, film, dizi, insanlar, hayvanlar, taş, toprak… Bunların hepsini sayabilirim. Aslında bir şiiri veya düşünceyi oluşturan temel şey de yaşamda var olan ve gördüğümüz, dokunduğumuz, hissettiğimiz tüm bu kavramların yansımasıdır. Bu bakımdan tabii ki şiir de sevdiğim ve bana katkısı olan alanlardan biri.

Kısa Cevaplı Sorular

En çok sevdiğin bilgisayar oyunu?

Tekken

Müzik aletleri olmasaydı neyle müzik yapardın?

Sesimle.

Hiç dinleyemediğin müzik tarzı?

K-pop

Türkiye’de düet yapmak istediğin arabesk sanatçısı?

Her müzik dalı gibi Arabesk müziğe de saygım olsa da öyle bir düet isteğim yok.

Tüm müzisyenlere seslenmek istesen ne derdin?

Kendiniz olun 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir