Çayları Hazırlayın! Ceylan Taş’la Samimi Bir Röportaj

Sizi sosyal medyada yazılarınızla ve blogunuzla tanıdık. Ardından kitaplar geldi. Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?

Otuz bir yaşımdayım şu an. Aklıma ilk bu geldi. Bir de Orduluyum. Dört senelik blog maceram birkaç ay önce bitti, blogu kapattım. Kısıtlı yazma motivasyonumu başka yerde toplayıp biriktirmem gerekiyor gibi hissettim. Sonra ”ne gerek vardı şimdi buna” dedim. Genel olarak böyleyim. Çocuklarla evdeyiz. Dikkatim çok dağınık.

Sizce sosyal medyada bu kadar sevilmenizin sebebi ne? Genelde artık “yukarı kaydır” içeriklerinden, ürün yerleştirmelerinden geçilemez oldu sosyal medya. Siz bir hikaye anlattınız orada ve sevildi bunun püf noktası neydi?

Instagram’ı da blog gibi kullandım başından beri. Söylemem gerektiğini hissettiğim şeyler, ağlayarak ya da gülerek yazdığım yazılar. Varsa bir numara, budur. Gerçek olan şeyler yerini buluyorsa mutlu olurum. İçine atmak benim alanım değil, anlatmam gerekiyor genel olarak. Yukarı kaydırmakla alakalı konuşmak istemiyorum. İstemezsek kaydırmama lüksümüz var şu an için. 🙂

Sosyal medyada özellikle İnstagram’da herkes içeriklerini “mükemmellik”süzgecinden geçirerek paylaşıyor. Siz bir evhanımı olarak, ne var ne yoksa gösterdiniz. Bu yeni dil arayışının ilhamı size nereden geldi?

Size nasıl davranılmasını istiyorsanız herkese öyle davranmaya özen gösterirsiniz. Yani göstermelisiniz. Bu bir. İkincisi, mükemmelmişim gibi davranmak beni gerer. Arınıp rahatlamak için yazmaya inanıyorum. Yoksa neden uğraşılır? Enerjimi niye buna harcayayım ayrıca, anlatacak bir sürü şey var.

Ve sonra yazarlık girdi hayatınıza. İlk kitabınız İyiyim Oturuyorum yaklaşık üç yıl önce yayımlanmış, bir de pandemiden kısa süre önce yayımlanan ikinci kitabınız Eyvahlar Olsun var. Nasıl gelişti süreçler?

Pandemiden kısa süre önce evet, yani beş altı gün önce. Üzgünüm ama söylenecek bir şey de yok bu konuda. Yazmayı seven herkes bir kitabı olsun ister. Ben blog aracılığıyla yazılarımı insanlara ulaştırıp iyi bir reaksiyon da alınca, ayaklarım yere bastı ve bir denemek istedim. Sonra yaptım. Sonra yeni ve daha başka bir şey yaptım. Daha sonra başka bir şey daha yapacağım.

İyiyim Oturuyorum çok eğlenceli, mizahı çok güçlü bir kitap. Eyvahlar Olsun ise çok derin kadın karakterlerin ördüğü bir hikaye. İki kitapta farklı tonlara evrilmeyi özellikle mi tercih ettiniz?

Evet ben daha başka, daha oturaklı bir şey denemek istedim ilk kitaptan sonra. O dönem bunu yapmak istedim, içimden bunu yapmak geldi. Bir yandan da içim sadece bunlarla doluydu zaten ve ortaya böyle bir şey çıktı.

Eyvahlar Olsun’da yolda yürürken, bankta otururken, market kuyruğunda yanıbaşımızda olan ama fark etmediğimiz kadınların hikayesi etrafında dönüyoruz. Bu karakterleri yazarken gündelik hayattan ilham aldınız mı? Buradaki kadınların hangileri gerçek?

Temelde neredeyse hepsi gerçek. Karıştırdım ama. Şöyle, şunun hayatını şu karakterde biri yaşasa nasıl olurdu gibi yerlerden baktım, ya da şu hikaye öyle değil de şöyle devam etse neler olurdu, gibi.

Sizin kendinizi en yakın hissettiğiniz karakter hangisi? Hangi karakter sizden daha çok izler taşıyor?

Bilmem, bunu bilmiyorum, bilsem de söylemem sanırım, hiçbiri ve aynı zamanda hepsi.

2 çocuğunuz var, sosyal medyadan onlarla birlikte okuduğunuz kitapları görüyoruz. Önceki nesillere göre çocuk yetiştirme biçimleri de değişti. Siz nasıl bir annesiniz?

Çok ve çabuk değişti afalladık. Çocuk yetiştirme pek bahse değer bir konu değilken birdenbire hayatın merkezi oldu. Bunun bir ara tonu olmalıydı diye düşünüyorum. Ne yapacağımızı şaşırdık. Attığımız adım travmatik etki bırakıyor diye kendimizi canavar sandık, kendimizden korktuk. Sonra bu bana çok ağır geldi bu şekilde yaşamam mümkün değil. Şu an o kadar karışığım ki. Kendi karışımımı kendim oluşturdum. İşimize gelenler derlemesi diyebilirim. Belli bir hattım elbette var ama genel olarak esnemeye müsait bir anne oldum.

Gelecek çalışmalarınızda bizi neler bekliyor?

Ben yine eğlenceli bir şeyler yazmak istiyorum. Yakın zamanda odaklanabilmek çok istiyorum, hiç değilse adı koyulsun diye. Ama bilemiyorum ne kadar yakın ne nadar uzak. Başlamadım bile.

Yazarken oluşturduğunuz rutinler var mı?

Yok. Maalesef. Daha not tutmayı yeni akıl ettim aklımdaki cümleler uçmasın diye. Kendime artık bir masa almam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Üçüncü kitabı da mutfakta yazmayayım. Her günün aynı saatinde oturup mumlarımı yakayım ve saatlerce yazayım istiyorum. Disiplin. Herkes ister.

Okurlarınıza neler söylemek istersiniz?

Okurlarımı çok seviyorum, hepsi çok iyi insanlar ve onlara sarılıyorum.

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir